III. Yaşasın Devrimci Saf - Reformizme Hayır

 

Bu zaman kadar işçi sınıf ve ezilenlerle fakirlerin güce gelememiş olmalarının temel sebebi bu sınıfın devrimci olmayan önderliklerce yanlış yönlendirilmesidir. Eğer devrim yapmak istiyorsak sınıfın içindeki devrimci olmayan güçleri ve onların zayıflıklarını anlayabilen hakiki bir devrimci organizasyon kurmalıyız.

 

 

 

HDP

 

HDP muhtelif politik güçlerin ittifakını temsil ediyor. HDP reformist popülist küçük burjuvazi parti olarak karakterize edilebilir. Kademelerine bazı Kürt kapitalistleri olmasına karşın Hdp'nin en baskın yönü takipçilerinin çoğunlukla işçi ve köylü/çiftçi olmasıdır. HDP açıkça reformist bir politika sergiliyor. Bu demektir ki HDP ne kapitalizme ne de Türk militarizmine karşı devrimci bir tutumla savaşmıyor ve şunu da anlamıyorlar ki ancak devrimle gelen bir işçi sınıfının ezilenler ve fakirlerle birlikte kurduğu yönetim bu devranı döndürebilir.

 

HDP'nin reformist başkanlığına ve elektoralizmine karşı güçlü bir eleştirimiz olduğu halde onların kitleler içindeki destek aldığı kesimi biliyoruz ve devrimciler bundan dolayı onlara karşı taleplerini belirtmelidirler. Biz onları sınıf savaşının içine ve demokratik haklar için, sosyal başarılar için, Kürt halkının bağısızlığı için tutarlı bir hale çekmeye çalışıyoruz. Devrimciler HDP'yi her türlü devlet baskısına; İslamcı, faşist saldırılara karşı korumalıdır.Lakin aynı zamanda politik olarak onların emperyalist yanlısı başkanlıklarına ve popular safa (yani işçi teşkilatlarının birleşik safı ve kapitalist sınıfın kapitalistlere tabii işçi teşkilatları kanadı) entegre olmaya çalışmalarına da karşı çıkmalıyız. Eğer ki HDP kapitalist bir partiyle bloklaşarak hükümete gelirse biz HDP'den bunu bozmasını isteriz, -ve HDP yeterince güçlüyse - güce işçilerin ve ezilenlerin topyekün seferberliğine ve milislerle gelmelidir. Müşahhasın her durumunda belirlenmesi durumuyla HDP için tenkitçi oy desteği sağlayabiliriz. Tenkitçi oy desteği kitleleri partiyi seçmeye çağırıp lakin kitlelere reformistden radikale populist partinin sınıf mücadelesinde oynadığı haince rol için de uyarırız. Başkanlığına onu sola itecek taleplerde bulunuruz. HDP'nin alt tabakasına " Liderlerinizi güce hakimken sınayın ve devrimin özgürlük için tek yol olduğunu anlayacaksınız, eğer hala bize güvenmiyorsanız buyurun kendiniz görün " deriz.

 

 

 

PKK, Gerillacılık ve APOculuk

 

PKK sol kanat milliyetçi, küçük burjuvacı, gerillacı partisidir. Türkiye ve Kürdistan'daki devrimciler Kürtlerin kendi devletlerinin olmasını da içine alarak kendi haklarını tayin haklarını savunur. Bu hususta kanlarını ve azimlerini ortaya koyan savaşçıların çoğunluğu PKK/PYD/PJAK'ın Apocu liderlerini takip ediyorlar. Biz devrimciler olarak ezilenlerin özgürleştirilmesi için canlarını verenleri, hangi parti veya ideolojiyi savunduklarına bakmaksızın tebcil ederiz. Biz kendi halkını özgürleştirmek çabalarken için kurban edilen sayısız Kürt işçi ve köylüsüne saygı duyarız.

 

Lakin aynı zamanda biz PKK'nın yanlış taktiklerine ve uzlaşmacı-reformist liderliğine de karşı çıkmalıyız. 2015 yılına kadar PKK liderleri bayat bir anlaşma için tüm silahlarını Türkiye'ye bırakmaya yelteniyordu. Bu silahlar asker veya faşist güçlere karşı Kürtleri korumak için lazımdı. Marxist devrimciler olarak biliyoruz ki işçi sınıfının özgürlük mücadelelerinde ve toplumda merkezi bir yeri vardır. Bu sebepten tüm ezilenlerin mücadelesi ezilen kitleden uzakta, dağlarda değil şehirlerde, mahallelerde ve iş yerlerinde olmalıdır. Eğer ki sınıfımızın ve ezilenlerin özgürleştirilmesini gözetiyorsak bizim işçiler ve kasabalarda, mahallelerde, iş yerlerinde seçilen halk konseylerince yönetilen yeni bir toplum kurmamız lazımdır. Hiç bir parti işçi sınıfı ve konseyleri yerine geçemez. Sınıfımız sadece biz devrim yapıp gücü elimize aldığımız zaman özgürlük elde edebilir.

 

Böyle bir devrim izole kalmayarak er ya da geç diğer ülkelere ve giderek tüm dünyaya yayılmalıdır. Sosyalizm mülkün kıtlığına değil bolluğuna dayanan bir sistemdir. Ekonomi ancak dünya ölçeğinde bolluk yaratabilir, bundan ötürü dünyanın bir kısmında özgür bir toplum kurup diğer yerlere de bunu canla başla aktarmamak tehlikeli bir illüzyondur. Bize lazım olan diğer ezilenlere yapılan adaletsizlikle de meşgul olan birleşik bir özgürlük hareketidir, ulus bazlılık devrimci değildir.

 

Buna ek olarak PKK/PYD/PJAK'ın liderliği emperyalizmle flört etmeye açıklar. Irak'ı istila eden Amerikan kuvvetlerine hiç karşılık verdiler değil ayrıca kendilerini İran'ı istikrarsızlaştırmak adına Amerikan emperyalizmine bir araç olarak sunmaya çalıştılar. Bugün PYD/YPG ABD, AB ve Rus emperyalizminden Suriye ve Irak'daki çeşitli İslamist rakiplerine karşı destek alıyor. Ayrıca PYD/YPG Rus ve Amerikan ordularına havalimanları vermeye de açıktır. Bu stratejiyle Arap kitleyi arkalarına almak bir yana dursun, kendilerini emperyalizmin erlerine dönüştürüyorlar. Biz tüm emperyalist üslerden bağımsız bir özgürlük için mücadele etmeliyiz. (Bu demek değildir ki politik şartlarla bağlı değillerse devrimciler onlardan silah alamamalı.) Yine de devrimciler PKK/PYD/PJAK'ı her türlü gerici saldırılara karşı korumalıdır. Polislerce, orduca, faşistlerce, İslamistlerce yapılması fark etmez. PKK'ya taleplerimizi bildirmeliyiz aynı zamanda Kürdistanda hakiki bir devrimci partinin kuruluşunu savunmalıyız. Lakin devrimciler PKK ile birlikte sokaklarda, barikatlarda beraber çarpışıp birleşmiş bir saf kurmaya çalışır, özellikle iş yerlerinde ve mahallelerde.

 

 

 

Bireysel Terörizm

 

Biz bireysel terörizme özgürlük mücadelesinde zayıf ve üretken olmamasından ötürü karşıyız. Sadece karşı değil hatta araçları(ordu, polis, yüksek görevliler vs.) bastırmaya yönelik değil de sivillere yönelikse kınarız da. Milliyetçi TAK veya Stalinist DHKP-C gibi örgütlerce kullanılan bireysel terörizm devrimcileri kitlelerden izole ediyor. Devlete ve baskılarına karşı savaşmalıyız fakat bu en azından işçi ve ezilenlerin elebaşlarıyca anlaşılan sebeplere dayandırılarak yapılmalıdır. Biz faaliyetlerimizin( politik pozisyonumuzun değil) bizi sınıfımızdan ayırmamasına özen göstermeliyiz.

 

 

 

Stalinizm

 

Stalinizm Ekim 1917'de işçi ve köylülerin Rusyada kontrolü ele alıp tarihin ilk sosyalist devrimini gerçekleştirip işçi kurdukları işçi devletinin varlığını (yozlaştırıp) boğmuş reformizmin özel bir formudur. Devrim izole kaldığı ve sadece işçileri -ekonomide kale-, gelişmemiş ülke işçilerini kazanabildi, demokrasi hakim olamadı. İmtiyazlı bir bürokrasi kökleri devlet ve parti araçları içinde olmak üzere en baskın teşhis ile geldi, Stalin. Stalin işçi ve köylü üzerine bir diktatörlük inşa etti ve komünizmin devrimci ilkelerini bürokrasi politikalarına daha uygun olur hale getirmek suretiyle değiştirdi. İşçi sınıfı üzerine yenilgiler komünist politikada dalalet yolana saplandı. Bolşeviklerin dünya devrimi politikası Stalin'in "tek ülkede sosyalizm" doktriniyle değiştirildi. Fakir ülkelerdeki işçi ve köylülere güç tanıma stratejisinin yerini devrimin milli demokratik basamağı aldı ve işçi demokrasisi Stalinist tek parti yönetimi oldu. On binlerce iyi devrimciler Staline karşı devrimci bir yaklaşım göstermeye çalışırken öldürüldü.

 

Devrimci komünistler Stalinizmin gölgelemelerine muhalefet oldular, hiçbiri de kapitalizmi atamadı ve işçi sınıfını güce getiremedi.En iyi olarak kapitalizmi olağandışı koşullarda feshedebildi (kitlelerden sola büyük baskılar, dejenere işçi devleti, büyük emperyalizm tehlikesi) ama bürokratik polis devletini beraberinde getirerek. Sovyetler çöküp Çin bürokrasisi de kapitalizmi bürokratik bir şekilde geri getirdiğinden beri Stalinist bir partinin yönetici sınıfa ve emperyalizme karşı gelip bir işçi devleti kurması (devrimci demokratik işçi devleti bir yana) ekarte edilmiştir.

 

Sadece Lenin ve Troçki'nin geleneklerine bağlı Devrimci Komünizm ilkeleri sürekli devrimci bir parti kurmaya muktedirdir. Böyle bir parti işçilerin ve fakirlerin güçlerini kullanabileceği bir konsey demokrasisi kurmaya çalışır. Tüm Stalinistler kapitalizmin bir kesimiyle "popular saflar" kurmaya açıktırlar. Ne sebepten veya ne zaman kurulmuş olunsalar bu popular saf denemeleri göstermiştir ki onlar sadece devrimci işçileri tutabilmek için bahanelerdir. Eğer işçi sınıfını burjuvaziye veya onun bir fraksiyonuna tabii kılarsak sosyalizm için savaşmak imkansızdır.

 

Aynı Lenin ve Troçki'nin dediği gibi biz devrimci komünistler "demokratik", "yeni demokratik" veya "milli demokratik" bir devrim basamağı için savaşmıyoruz. Bizim sınıfımız eğer ki fakir köylüleri veya şehir fakirleriyle ittifak halinde güce gelirse devrimin çeşitli demokratik veya ulusal görevlerini kalıcı bir biçimde çözebilir. Kapitalizmi koruyan ve kapitalistlerin hala güçte kalmasını sağlayan devrimin bir safhası için savaşma onlara zaman kazandırmaktır ve sadece sosyalizme değil devrimin demokratik ve ulusal yönlerine de ihanettir. Güney Afrika'da eğer işçiler kendilerini hükümeti devirmemek için kısıtlarlarsa kapitalizmin onlara neler verebileceğini görüyoruz,. "Demokratik" kapitalizm Apartheid den gelen sosyal dengesizliği çözebilmiş değildir, madenlerin çok uluslu şirketlerce yağmalanması çözebilmiş değildir, herhangi reform yapmak istememektedir ve kitlelere demokratik haklar tanımamaktadır. Sadece işçi sınıfının yönetimi bunları halledebilir. Sürekli devrimin arkasındaki mantık budur. Önce gücü kazanmaya başlayacağız, demokratik problemler ve ulusal özgürlük meselelerinin çözüldüğünden emin olacağız ve aynı zamanda sosyalist ölçüler koyacağız.

 

 

 

Merkezcilik

 

Reformizm ve devrimcilik arasında bocalayan tüm güçleri merkezci olarak tanımlıyoruz. Sadece sürekli devrimci bir partinin kurulu olması bizim sınıfımıza özgürlük kazandırır. Tarih göstermiştir ki - eğer kitlelerce ittirilse - merkezcilik sol meyillidir, bazı durumlarda güce karışmaksızın aldatıcı bir devrimci görünüme girerler. Devrimci Komünistlerin görevi ise merkeziyetçilerin tabanına bizim teoride ve pratikte onlardan ne farkımız olduğunu göstermek ve niçin bizim saflarımızda mücadele etmeleri gerektiklerini anlatmaktır.